Medyada Defne Devrimi

Toplumun kadına biçtiği roller annelik ve eşliktir. Eğer bu rolü genel normlara uygun değil kendin gibi yapmaya kalkarsan ”tü kaka” derler.  Toplumsal yaşamın her alanında hakim bu düşünce medyada da hiç kuşkusuz karşımıza çıkar.

Yıllardır konuşuyoruz… Sonuç ?

Türk medyasının kadına nasıl baktığını, kadını nasıl kullandığı yıllardır, konuşulan, düzenlenmeye çalışılan hakkında konferans,eğitim ve paneller düzenlenen bir konudur. Ancak tüm bunlara rağmen ülke olarak bir arpa boyu yol alamamış gibi görünüyoruz. Bunu bize farkettiren Defne Joy’un ölümüyle medyada gördüğümüz kadına karşı nefret söylemi oldu. Dışarıda bir çok insan ölümün ardından iyi dilekler ya da naif eleştiriler getirirken medya sözde aydın, bilen, farkındalığı olan insanlar nefret kustu. Defne’ye değil kadına, kadının varolmasına, birey olmasına, özel yaşamına…

Medyada kadının temsili üzerinden cinsiyetçiliğin üretimi, bunları üretenlerin çoğunun erkek olmasıyla ilgilidir.  Zaten kadın-erkek ayrımcılığına karşı çıkma nedenimiz de tıpkı dinsel ve ırksal ayrımlar gibi sürekli erkeklerin haksız hegomonyalarının önüne geçmektir. Fiziksel zayıflığı yüzünden iş hayatında temsil edilemeyen kadınların bazı olumlu yönde ayrımcı hükümlerce korunması (ne kadar korunabiliyorsa!) da bu yüzdendir.

Belki de bir adım ileriye gitmeliyiz, sorunun kaynağını sadece medya da değil, sistemde aramalıyız. Kadınların cinsel obje olarak kullanılmasının önüne geçilmesi belki bir ütopya ama mücadeleye değer, kıymetli bir meseledir.

Kadın ölü ya da diri en iyi fikirdir

Günümüz toplumlarında bir ürünü kitle iletişiminde tanıtmak istiyorsanız ya da kendinizi tanıtmak ve popülaritenizi arttırmak istiyorsanız kadından yararlanmak iyi fikir. Ölü ya da diri iyi fikir!

İşte kadına yönelik tüm bu söylemlere dur demek isteyen bir oluşum daha var artık. Defne’nin ölümüyle bir kez daha gördüğümüz medyanın çirkin yüzüne karşı bir hareket doğdu; ”Defne Devrimi”.

Defne Devrimi hareketinin bize söylemek istediği şeyler var…

”Her şey değişirken, niçin basın kıpırdamıyor? Niçin hep aynı infazları, ezberleri, dil tiklerini, aşağılamaları, kavram yoksunluğunu ve bir modernist feodalizmi inatla her nesilde önümüze sürüyor? Niçin demokratikleşemiyor? Basın, toplumun ve dünyanın hep gerisinde, bizleri hırpalama hakkını kimden ve nereden alıyor?

Sosyal medya, her yerde olduğu gibi, ülkemizde de bir oksijen penceresi açtı ve farklı ufuklardan kişilere birlikte düşünüp hareket etme imkânı tanıdı. Bu kişi ve gruplar, Defne Joy Foster’ın ölümü ardından basında ayyuka çıkan erkek egemen, duyarlıksız, bireye saygısız söylemin bardağı taşıran son damla olduğu kanısındalar.

Dipten yükselen bir arzu ve bilinçle, gazeteleri, televizyonları açtığımızda artık şunları duymak, görmek istemediğimize eminiz:

“Nataşalar… Hürremler…”
“Sen gay misin, normal mi?”
“Bu da tekneyle gelen arkadaşlardan mı?”
“Dink dank etmedi mi?”
“Mayın demokrasiyse, yumruk niye faşizm?”
“Türbanlılar Papermoon’da”
“Tekvandoda misyoner tuzağı”
“Bir kadına ofsaytı anlatmak…”
“Ermeni kırması Kürtçü”
“Su testisi su yolunda kırılır!”
“Hayattan elendi”
“Hastalığa karşı verdiği mücadelede yenik düştü”
“Erkeklerin gözdesiydi, şimdi o da yaşlandı!”
“Selülitlerini gizlemek için verdiği mücadeleyi kaybetti”

Hayatın hiçbir alanını boş bırakmayan bu hoyrat dile son! Özel hayatlara saygının hiçe sayılmasına son! Gazete köşelerinin yüzde doksanının erkeklerce işgal edilmesine son! Kadınların Pygmalionlarca belirlenmiş rollere sıkıştırılmasına son!

Medyadaki tüm ayrımcı, cinsiyetçi, homofobik ve ırkçı yaklaşımlar ortadan kalksın; değişime ayak uydurmak istemeyenler çekilsin!

Bir haftadır bu taleplerimize Defne Devrimi adını veriyor, tweetlerimizin sonuna #defnejoy yazıyoruz. Sayımız şimdiden binlere ulaştı. İmzalarımızla daha da çoğalabiliriz.

Başka bir medya hakkımız, bu hakkı birlikte alacağız.’

Siz de destek olabilirsiniz…

İMZA VERMEK İÇİN TIKLAYIN…