Kimyon ve kanser

Osmanlı mutfağında da oldukça rağbet görmüş ve halen günümüz Türk mutfağında da sıklıkla kullanılmakta. Faydaları hakkında pek çok bilimsel çalışma yapılmış. ‘Baharatların ülkesi’ Hindistan’ın, Yeni Delhi’sinde yapılmış ve 2003 yılında Nutrition and Cancer (Beslenme ve Kanser) adlı bilim dergisinde yayınlanmış bir çalışmayla giriş yapmak istiyorum. Bu, fareler üzerinde yapılmış bir hayvan deneyi. Bu çalışmada, bir grup fareye, ağız yoluyla, benzo-piren adlı kimyasal madde verilip, deneysel olarak mide kanseri oluşturulmuş.

MİDE TÜMÖRÜNDE ETKİLİ

Diğer grup farede ise kullanılan kimyasal madde MCA (3-methylcholanthrene), oluşturulan tümör ise rahim ağzı kanseri. Mide kanseri oluşturulan farelerin diyetlerine yüzde 2.5 ve yüzde 5 oranlarında kimyon tohumlarının tozu eklenip her iki grup farede de tümör yükleri ölçülmüş. Rahim ağzı kanseri oluşturmak için MCA verilen fare grubuna ise gıdalarının yüzde 5’i ve yüzde 7.5’i olacak dozlarda kimyon verilip, kanser oluşma oranı ölçülmüş. Bir de kontrol grupları var elbett. Hem yüzde 2.5 hem de yüzde 5 dozunda kimyon alan mide kanserli fare gruplarında, tümör yükü 7.3’den 3.1’e inmiş. Rahim ağzı kanseri oluşturmak üzere MCA verilen fare grubunda da sonuçlar oldukça yüz güldürücü. Bu grupta da rahim ağzı kanseri oluşma oranı ölçülmüş, bu oran yüzde 5 dozda kimyon alan grupta yüzde 66.67’den yüzde 27.27’ye, yüzde 7.5 dozda kimyon alan grupta ise yüzde 12.50’ye kadar düşmüş. Bu çalışma bu kadarla da sınırlı kalmıyor, kimyonun hangi hücresel mekanizmalarla tümör oluşum oranını azalttığı da incelenmiş ve sonuç olarak kanser yapıcı maddelerin vücuda girdikten sonra uğradığı kimyasal değişimleri etkileyerek bunu başardığı sonucuna varılmış.

HAKKINI VERMELİSİNİZ!
Bu, oldukça çarpıcı çünkü bu çalışmada kanser oluşturan etkenler, kimyasal maddeler ve gerçek hayatta da biz her gün birçok kimyasal maddeye maruz kalıyoruz, gerek yiyeceklerle gerek solunum yoluyla vs. Özellikle besin yoluyla aldığımız bu kimyasal maddeler, vücutta bazen kendileri değil de dönüştükleri maddeler aracılığıyla kanser yapıyor. Özetle, aldığımız kimyasallar karaciğerimize gidiyor ve karaciğerimizde birtakım enzimlerle bölünüyor, parçalanıyor. İşte esas tehlike o zaman başlıyor, aslında vücudun savunma sistemi olarak iş gören bu mekanizma tersine dönebiliyor ve parçalanmış kimyasallar, alındığı orijinal halindekinden daha tehlikeli olabiliyor. İşte bu mekanizmalar üzerinde birtakım değişiklikler oluşturarak kanseri önlediği düşünülüyor kimyonun. Sonuç olarak, hangi mekanizmayla etki ederse etsin, siz, Osmanlı mutfağından beri hem et yemeklerinde hem de zeytinyağlılarda kullanmaya alışık olduğumuz bu güzel tada hak ettiği değeri verin. Çorbalarınıza, köftelerinize mutlaka ekleyin bu baharatı, hele de et yemeklerinden eksik etmeyin…

KORUNMAKTAN BAŞKA ÇARE YOK!
Çocuklarınıza daha küçük yaşlardan itibaren yumurtalarının üzerine kimyon ekleyerek yemeyi öğretin. Madem her gün ister istemez, bilerek veya bilmeyerek alıyoruz bir dolu kimyasal maddeyi, kendimizi doğanın kucağına bırakarak korunmaktan başka çaremiz yok.
Kimyon birçok farklı etnik toplulukta yaygın olarak yüzyıllardır kullanılan bir baharat. Osmanlı mutfağında da oldukça rağbet görmüş ve halen günümüz Türk mutfağında da sıklıkla kullanılmakta. Faydaları hakkında pek çok bilimsel çalışma yapılmış. ‘Baharatların ülkesi’ Hindistan’ın, Yeni Delhi’sinde yapılmış ve 2003 yılında Nutrition and Cancer (Beslenme ve Kanser) adlı bilim dergisinde yayınlanmış bir çalışmayla giriş yapmak istiyorum. Bu, fareler üzerinde yapılmış bir hayvan deneyi. Bu çalışmada, bir grup fareye, ağız yoluyla, benzo-piren adlı kimyasal madde verilip, deneysel olarak mide kanseri oluşturulmuş.

MİDE TÜMÖRÜNDE ETKİLİ
Diğer grup farede ise kullanılan kimyasal madde MCA (3-methylcholanthrene), oluşturulan tümör ise rahim ağzı kanseri. Mide kanseri oluşturulan farelerin diyetlerine yüzde 2.5 ve yüzde 5 oranlarında kimyon tohumlarının tozu eklenip her iki grup farede de tümör yükleri ölçülmüş. Rahim ağzı kanseri oluşturmak için MCA verilen fare grubuna ise gıdalarının yüzde 5’i ve yüzde 7.5’i olacak dozlarda kimyon verilip, kanser oluşma oranı ölçülmüş. Bir de kontrol grupları var elbett. Hem yüzde 2.5 hem de yüzde 5 dozunda kimyon alan mide kanserli fare gruplarında, tümör yükü 7.3’den 3.1’e inmiş. Rahim ağzı kanseri oluşturmak üzere MCA verilen fare grubunda da sonuçlar oldukça yüz güldürücü. Bu grupta da rahim ağzı kanseri oluşma oranı ölçülmüş, bu oran yüzde 5 dozda kimyon alan grupta yüzde 66.67’den yüzde 27.27’ye, yüzde 7.5 dozda kimyon alan grupta ise yüzde 12.50’ye kadar düşmüş. Bu çalışma bu kadarla da sınırlı kalmıyor, kimyonun hangi hücresel mekanizmalarla tümör oluşum oranını azalttığı da incelenmiş ve sonuç olarak kanser yapıcı maddelerin vücuda girdikten sonra uğradığı kimyasal değişimleri etkileyerek bunu başardığı sonucuna varılmış.

HAKKINI VERMELİSİNİZ!
Bu, oldukça çarpıcı çünkü bu çalışmada kanser oluşturan etkenler, kimyasal maddeler ve gerçek hayatta da biz her gün birçok kimyasal maddeye maruz kalıyoruz, gerek yiyeceklerle gerek solunum yoluyla vs. Özellikle besin yoluyla aldığımız bu kimyasal maddeler, vücutta bazen kendileri değil de dönüştükleri maddeler aracılığıyla kanser yapıyor. Özetle, aldığımız kimyasallar karaciğerimize gidiyor ve karaciğerimizde birtakım enzimlerle bölünüyor, parçalanıyor. İşte esas tehlike o zaman başlıyor, aslında vücudun savunma sistemi olarak iş gören bu mekanizma tersine dönebiliyor ve parçalanmış kimyasallar, alındığı orijinal halindekinden daha tehlikeli olabiliyor. İşte bu mekanizmalar üzerinde birtakım değişiklikler oluşturarak kanseri önlediği düşünülüyor kimyonun. Sonuç olarak, hangi mekanizmayla etki ederse etsin, siz, Osmanlı mutfağından beri hem et yemeklerinde hem de zeytinyağlılarda kullanmaya alışık olduğumuz bu güzel tada hak ettiği değeri verin. Çorbalarınıza, köftelerinize mutlaka ekleyin bu baharatı, hele de et yemeklerinden eksik etmeyin…

KORUNMAKTAN BAŞKA ÇARE YOK!
Çocuklarınıza daha küçük yaşlardan itibaren yumurtalarının üzerine kimyon ekleyerek yemeyi öğretin. Madem her gün ister istemez, bilerek veya bilmeyerek alıyoruz bir dolu kimyasal maddeyi, kendimizi doğanın kucağına bırakarak korunmaktan başka çaremiz yok.